Bir restorandan
fazlası.
Bursa'da 1867'de başlayan bir ustalığı; ateşi, servisi ve aile hafızasını koruyarak bugüne taşıyoruz.
1867'de başlayan
bir Bursa hikâyesi.
Bir lezzetin kalıcı olması için yalnızca iyi bir tarif yetmez. Doğru malzeme, ateşe hâkimiyet, ustalık ve misafire gösterilen özen aynı çizgide buluşmalıdır.
Yerdeki mangaldan
dikey ocağa.
Kasaplığa çocuk yaşlarda çırak olarak başlayan dedemiz Mehmet oğlu İskender, Kayhan Çarşısı'ndaki tandır ve kuzu çevirme geleneğinden ilham alarak bugünkü eşsiz lezzetin hikâyesine adım attığında yıl 1867 idi.
Yerde kullanılan mangalı ayağa kaldırarak eti odun kömürü ateşinin karşısında döndürerek pişirdi. İnce ince kestiği kuzu etini tereyağı, yoğurt, domates sosu ve pideyle buluşturarak Bursa'dan doğan, zamanla hafızalara yerleşen bir servis biçimi oluşturdu.
Dönen kebaptan
İskender'e.
İlk yıllarda 'İskender'in Dönen Kebabı' diye anılan bu lezzet, zaman içinde 'döner' adıyla günlük dile yerleşti. Ailemiz içinse o tabak; pişirme tekniği, malzemesi ve servisiyle birlikte İskender adını taşıyan bütünlüklü bir geleneğin ifadesi oldu.
Bugün de bir buçuk asrı aşan bu mirası, ilk günkü temelinden ödün vermeden yaşatıyoruz. Aynı ocağın etrafında yetişen ekiplerimiz, Bursa misafirperverliğini ve ustalığın gerektirdiği disiplini her serviste yeniden kuruyor.
“1,5 Asırlık Lezzet...
Aynı ateşi
canlı tutmak.
Bizim için süreklilik, yalnızca aynı tabağı sunmak değil; kuzu etinden odun kömürü ateşine, kesim ritminden servis anına kadar bütün yaklaşımı tutarlı biçimde korumaktır.
Kuzu eti
Lezzetin ana karakterini doğru malzeme belirler.
Odun kömürü
Isı, mesafe ve zamanlama ustalığın görünmeyen parçasıdır.
Misafirperverlik
Tabağın tamamı kadar karşılanma ve servis deneyimi de önemlidir.